7 Nisan 2009 Salı

Haydar Dümen'in Saçı

Daldan Dala,

||| ~ Afacan'ın* alt katına inen merdivenlerin hemen yanındaki, kimsenin tercih listesinde yer alamamış, garip ve mutsuz masanın kol kanat olup sakladığı sandalyelerden birinde oturup mercimek çorbasına limon sıkarken masa bana; "Mutluluk modası geçmiş bir kavram!" dedi. Bir garip oldum yahu. Moda ve kavram kelimelerini ne zaman bir arada duysam garip olurum. Moda da modası geçmiş bir kavram. Öüh! Tam o an, bu gazla, ben Tibet Bilgesi olmuşum. Peh.

* Istiklal Caddesi üzerinde, yemekleri güzel bir yer işte.

||| ~ Otobüs zamazingoları var. Cidden böyle bir şey var. Bu ismi ben uydurmuş olsam da her otobüste var. Bu kitle, ya birbirlerini tanımayıp otobüs içinde kaynaşan ya da birbirlerini tanıyan ama "sanki" yıllardır hiç görüşmemiş bir ruhla bütün enerjilerini otobüs içerisinde harcayan herifler yahu. Hiç susmak olmaz. Ayıptır. Bunlar çok sesli konuşur, "Hey otobüs se le me! (slm) Biz de bunu konuşuyoruz da ehey öhöy!" ... Hay bin kunduz. Bunların içinde her zaman bir tane onay mekanizması sinsice bekler, böyle tüner köşeye susar. Onun zamanı vardır, mutlaka ortaya çıkacaktır. Ya onaylar ya da muhteşem cümlesini kurar; "Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok baba!". Dünya, hiçbir yer, her yeri bilme ve sindirme... Of. Harika. Nazar yok, çiğne seninde olur.

||| ~ Yeni iki fotoğraf projesi geliştiriyorum. Kendimi sapıtmış hissediyorum. Ilki Çığlık Projesi gibi tek mekanda modellerle çalışılacak olan diğeri ise İETT'den. Umarım uzun sürmez.

||| ~ Adeks diye bir yer var. İnternet kafe dedilen yerlerden. Hayli büyük. Orada DOTA denilen lanet hastalıkla boğuşup hesabı öderken "Sulu Göz" sakızını gördüm. Yine bir garip oldum. O sakızın bakkal Hasan'a ilk geldiği günü şu an net olarak hatırlıyorum. İlk çiğnediğiniz anda da tepkiler sabitti, "Lan basmışlar limon tadını, ekşi!" Yalan dolan. Çiğnedikçe o sakız bir ilginç yumuşuyor. Her neyse, gözlerim yaşarmayınca farklı bir gaz alırdım, havam olurdu sanki.

||| ~ Bir gün alacağım bir tane karıncayı, tutup götüreceğim bir alışveriş merkezine. Gezsin etsin. Görsün insancıklar doğalarının içine edip neler yapmışlar. Hele bir de yeni bir mimari anlayış mı desem bilmiyorum, belki de anlayış değildir bir tavır değildir sadece mimarın kişisel tasarım görüşüdür; her neyse yahu, binaların içine bahçe yapıyorlar üst katlara vesaire. Lizbon'da görmüştüm bir tane. Doğayı tekrar içimize sokma konsepti midir nedir? Yoğun taş bina trafiğinde özlem duyduğumuz doğayı tekrar yaşama mı? Her neyse, dünyada ne varsa bizdeki bu şekil verme hastalığı yüzünden güzelliğini kaybediyor. Ne olursa şekil veriyoruz . Kapı zili kuş sesi olanlar kendilerini garip hissediyorlar. Ding-Dong olanlar sanki daha modernmiş gibi. Geometrik şekiller, modern düzenlemeler, inişler, onlar bunlar. Neye şekil versek o güzel geliyor sanki. Yalan. En güzeli en doğalı, en vahşi olanıdır yahu. Gauguin abimiz gibi adaya kaçıp vahşice yaşamak en güzeli, ya da Jameika'da bir balıkçı tadında sahilde. Oh. Rakı da gelse oraya daha ne olsun.

Her neyse karıncaya döneyim, götürdüm karıncayı gezdi etti, yemek katında bir şeyler yedik. Bu yine kışı falan düşünüp bir şeyler istetip paket yaptırdı. Karınca işte. Sonra döndük eve. Geçen ziyaretine gideyim dedim, yok dediler. Tesadüfen gördüm, restoran açmış. Vay helal dedim, tanımamazlıktan geldi. Tehey! dedim cidden. İyilik yap toprağa at, karınca bilmezse Tapir* bilir. Sonra aldım bu Tapir'i götürdüm karıncanın restoranına, "Niyetliyim abi..." dedi. "Canımsın!" dedim. Niyeti bozdu karıncayı görünce. Tuttu elimi öptü bu güzel mekan için. Yağlı yağlı öptü işte... Ee, tapir bilir demiştim.

*Karıncayiyen denen garip bir hayvan. Güzel bir şey.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder