7 Nisan 2009 Salı

Zekeriya Beyaz Gözlüğü

||| ~ Bir önceki ajansımda, Milka'nın Çikolata Festivali için reklam metinleri yazdım. Sonra prodüksiyona bildirmem gereken sesler vardı, tek tek birçok ajanstan ses kastı dinledim. Bir ara Cihan Ünal geçti, hoperlörlerden sakal çıktı sanki. Çok korktum.

||| ~ Yahu mağazalarda bir şeyler alırsınız, tam denemek için kabinlere gidersiniz de hiç boş kabin yoktur ya; işte o an çok fena bir andır. Ben o anlarda hep içerden çıkanların yüzlerine bakarım, hele ki biri çok kalmışsa. Yüzünde en az bir tane sıkılmışlık, oynanmışlık kırmızılığı vardır. Anlamıyorum yahu, neden mağazaların soyunma kabinlerinde sivilceler ya da siyah noktalar sıkılır. Belki de yan yana 3 ayna varya, onun etkisidir. Işık da iyi iniyor. Hayırlısı

||| ~ Ogilvy & Mather Reklam Ajansına gitmek için her gün Kanyon AVM'nin içinden geçmek "zorunda(!)" kalıyordum, çünkü diğer şekilde yol uzuyor bayağı. Bunun içindir ki (Edebiyatçı ayağı...), Kanyon'dan geçiyordum. İçerisi pek bir garip, her tarafta lisesliler, ortaokullular var ve her seferinde en az 5 farklı forma sayabiliyorsunuz. Bunların yanında yine 15-16 yaşlarındakiler var ve bunlar daha ilginç; böyle büyükçe giyinip boyanıp geziniyorlar. Ne oluyor yahu, nedir bu büyük olma çabası.

||| ~ Yine bir Perşembe günü ajansa giderken Kanyon'un içinden yine harika bir olay, dış tanıtım çalışmalarından... Vodafone ve Turkcell iPhone satışlarını yapacaklar ya, iPhone için geri sayım son 8 saat diye bir tabela var, dijital tabela. Oraya da iki kız koymuşlar, güzel görünsün ilgi çeksin. Hayli komik geldi, son 8 saat olayı bana... Kızlarla bir ara göz göze geldik, yumruğumu sıkıp salladım ve heyecan dolu bir ifadeyle: "-Harika, son sekiz saat! Heyecanlıyız!" dedim. Çok güldüm. Güzeldi.

||| ~ Günümüz anneleri çok eğleniyorlar. Hele bir de kızı olanlar. Yani çocukları daha bebekken. Barbielerle oynarmış gibi saçları binlerce tokayla topluyorlar, giydiriyorlar falan filan. Selam.

||| ~ "Fotoğrafın yapabildiği ve sinemada olmayan bir şey vardır muhakkak." Nuri Bilge Ceylan

||| ~ İspanya'da 1 ay daha kalsaydım, kesin döndüğümde peltek olurdum. Her şey peltek...

||| ~ İspanya'ya girmişim hazır, yahu orada herkesin köpeği var. Sokaklarda da köpek kedi görmek mümkün değil. Hepsini topluyorlar, ne yapıyorlar bilmiyorum; sadece damların üstünde yaşayan kediler var onlarda perişan aşağı inemiyorlar, yazık günah. Bizde gir Cihangir'e, kedi gırla. Mır mıy şahane. Evet. Herkesin köpeği var. Özellikle yaşlıların. Sadece köpekleri var sanırım, duygusuzca yürüyorlar. Ziyaretlerine gidecek kimse yok, tüm yalnızlıklarını onlarla paylaşıyorlar.

||| ~ Vicky Cristina Barcelona filmini Woody Allen Barselona'da çekti. Bunu yapması için Katalan Hükümeti belli bir kısmını karşılamış. Gerçekten takdir takdir üstüne, helal sana Katalunya. Zaten deli dolu turist giden Barselona'nın daha çok reklamını yaptılar. Barselona'ya giden turistin %5'i İstanbul'a gelmiyor. : ) Yazık günah yahu, talan resmen. Ver Tarantino'ya parayı, çeksin İstanbul'da bir film (Tamam Tarantino'nun işleri çöplük olabilir, bir şeye de benzemeyebilir ama çok popüler ve inanılmaz bir kitleye ulaşıyor. Seveni çok yani. Ben sevmiyorum.) ne güzel reklamı olur şehrin. Bu kadar güzel bir şehir ne halde, eyvahlar.

||| ~ Tarantino demişken, Jalal Toufic'in Görsel Kültür dersini alıyorum. Simülasyonlar, Simularklar vesaire deli dolu ilerliyoruz. Yine bir Görsel Kültür dersindeyim, kızlardan biri bir sunum hazırlamış; intertextuality (Bir metinden, diger metine gönderme yapma tarzında bir şey. Biz, bir filmde, bir başka metinden referans alma gibi bir şey üzerinde duruyorduk. Matrix'den.) İşte sunum yapan bayan kişisi, Tarantino'dan örnek vermiş. Eyvahlar olsun. Jalal Hoca sınıfı terketti, bitince geri gelirim dedi. Meğer Tarantino'dan nefret ediyormuş ve bu moronu daha fazla çekemeyeceğim deyip çıktı. Bir sonraki derse tüm sınıf Tarantino tişörtleri ile mi gelsek dedik. Yalan oldu. Daha sonra sınıfa döndüğünde, "O benim ayakkabımı bile silemez!" demişti. Haklı da...

||| ~ İETT, Metro, Tramvay... Çok garip bunların içi. Gerçekten içlerinde çok farklı bir dünya var. İnsanlar geliyorlar ve sosyal birer zombi gibi duruyorlar. Kıpırtı yok, hareket yok. Susmak ve bir noktaya bakmak gitmek. Çok garip. Metropol insanının hüznü...

||| ~ Bir süre önce, Metrobüs hattından bir otobüste ayakta duruyorum. Önümde bir kadın oturuyor. Çıt, çıt bir ses geliyor durmadan, tırnak keserken çıkan sesten. Yok artık dedim imkansız... Kafamı eğip baktığımda kadın gerçekten metrobüsün içinde tırnağını kesiyordu.

||| ~ İspanya ve Portekiz'de 15 gün boyunca araba ile 5100 km gibi bir şey yaptık ben ve Can. Arabayı hep ben kullandım. Can yattı hep. Uyandığında "-Aa, ne çabuk gelmişiz..." diyordu. Arada kafası düşüyordu uyurken, frene basıp düzeltiyordum.

||| ~ Oralarda, İspanya ve Portekiz'de karayolları muhteşem. Çok iyi ilerlemişler bu konuda. Tabelalar, otobanlar, yollar... Her şey kütür kütür, akıyor. Yalnız bizim doğunun yolları gibi keyif yok. Orada yollar hep şehirlerden uzak. Bizde doğuda giderken yolda meyve satanlardan, kahvehanelere... Durup iki dakika yolun kenarına çekip halay çekmedikten sonra ne anlamışım ben o yoldan. Orada yolun kenarında durmak da yasak. Ancak acil durumda yeşil yelekler giyip çıkabiliyorsun. Fotoğraf çekmeyi çok zorunlu gördüğümüz anlarda o yeleklerle çıkıyorduk ama halay çekerken o yelekler zor olur. Ülkemin yolları harika... Halayı, meyvesi, kahvehaneleriyle.

||| ~ Şalvarlı Et'in internet sayfasını hiç ziyaret ettiniz mi bilmiyorum ama sağ tarafta duran bir imaj var, kadın ve ağzında marul. Hani kasaplarda koyunları ters çevirip kıçlarına marul ya da maydanoz sokarlar ya. Yahu bu ne? Bir de orada bir inek var bir de koyun üstlerinde konuşma balonları, "Acaba müşterilerim benim hakkımda ne düşünüyor?" ile "Şalvarlı Club'a üye oldunuz mu?" yazıyor. "Club" olanı inek söylüyor. : ) Ayrıca Şalvarlı Dergisini online takip edip bilgisayarınıza indirebilirsiniz. Her ay indirip arşivleyeceğim ben.

||| ~ Biz ete adımızı verdik, onu siz büyüttünüz. Şalvarlı Et. Şalvar, et ve büyütmek...

||| ~ Harika bir üniversitenin, harika bir iletişim fakültesinde okuduğum için keyif balonu olmuş durumdayım. Koskoca iletişim fakültesinin bir stüdyosu yok. Bu yüzden çok güzel. Mac Lab diye 2 metrekare alanda 12 Mac koyarak (-ki bu Mac ler 4 yıllık) Mac Lab denen yeri seviyorum. "Türkiye'nin en hızlı gelişen üniversitesi." gerçekten. Helal.

||| ~ Beyazıt'a doğru giderken bir duvarda gördüğüm ilanı direkt olarak yazıyorum: "Kızılderiliye mobilyalı ev. 1+1, 2+1, 3+1" ... ? Aslında neyi ima ettikleri açıkca belli de...

||| ~ Var mı Nazo gibisi?

||| ~ "İyi duygularla, iyi sanat yapılmaz." Goethe

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder