28 Mayıs 2009 Perşembe

Oral Solüsyon.


"After a hard day of work, my husband deserves a hot meal." 

Ne acayip bi' kafamış bu yahu. 

Ha bu arada, ağzımda Aft çıktı şu küçük sevimli huylu ülserler. İç duvarlarda çıkar ya, işte ondan. 

Canımdan can aldın aft. Ah aft vah aft. Çok aacıyor lan!

26 Mayıs 2009 Salı

Teoman Ense


Teoman'ın tüm olayı, ensesinde saklı. Berberler bile; "Abi Teoman ense yapayım mı? Sana çok pis gider." diye takılmaya başlamışlar. Yalnız bir gün bir berber Teoman'ın ensesini kesecek ve Teoman'ın tüm olayı bitecek. Teoman pwned.

24 Mayıs 2009 Pazar

Asansör


"Asansör"ün kökeni, Trakya'lı bir abimiz olan, Hasan yani Trakya söyleyişiyle Asan abimizin işsiz kalınca o aleti süre süre milletin diline sakız olmasından; "Asan sür be, asan süre be ya abi." söyleminden gelir.

Mada Faka


Yu fakin' milf hantır.

Alırsın Ford, Olursun Lord:

~| Yahu o kulaklık çantanın içinde nasıl plastikten bir topa dönüşür!? Hangi arada oldun sen öyle, nasıl oldun? Ha, bir de çözülmez saatlerce. Yazık günah.

~| "Bana fotoşop yükleyecektin moruk?" // "Sana değil bilgisayarına... aehaheuaheuhaeh keh köh pöh." ler bitsin lütfen. Yeter yahu. Cidden bitsin. Yalvarıyorum. Bunun bir de "Şarjım bitti." versiyonu var aman.

~| Bergüzarelyan Korelyus ablamız, Türk dizi dilinde "O duruşa bi' vuruş yüzbin dölar." ablamız, P&G'nin ürünü Pantene'in reklam fotoğrafları çekiminde Joker gülüşü ile Batman'e bir mesaj gönderiyor.

~| "Bilmediğin bir yemeğe hangi servis yapılır? Diyelim ki Çin lokantasına gittin. Tahta çubuklar nasıl tutulacak? Ya çubuklar elden kayarsa, bir de kaza olur gözünü oyarsa? Sonuçta seninki de etten bir çubuk." Haydar Dümen.

~| Bizim, nev-i şahsına münhasır, polis abili dizilerimizde; afilli abilerimiz her türlü olaya gider ve onlar gelmeden asla olay çözülmez. Bir de bunların eski model üstü açık cipleri vardır. Eve bi' tane almak lazım.

~| Yüksek beygirli araba sahiplerinin nasıl güdülendiklerini ben dün gece çözdüm. Yer sorunları olduğundan ahır sahibi olamıyorlar. Ee, o kadar atı nerede beslesinler. Sonra dayıyorlar arabaya beygiri, kredi kartıyla besliyorlar petrollerde.

Bunu düşünmemek elde değildi:

~| Ve Adem'le Havva Kristal Elma'yı ısırır, Kabzımal Reklam Ajansı'yla ünlenirler.

~| Ben pikselleşmeden sorumlu devlet bakanı olacağım.


~| Bazı ayvaları ısırınca, böyle sanki dudaklarıma UHU ya da 404 döküp emmişim gibi oluyor. Bazılarında ama. Ay lik yu beyb.

~| Heidi'nin ekürisi Peter'de bi' kunellik var gibi. Ya da içten içe çalışan bi' pislik, sübyancı. Pembiş yanaklım diye her gece fantezi dünyasına dalıyormuş. Gençlik nerelere düştü, yazıklar olsun.

~| Şalvarlı Et'in internet sayfasında ağzına marul sokulan kızı kurtarmak lazım. Biri Şalvarlı Et'i durdursun. Bunlar kesin tasarımcıyı çağırıp vitrindeki kıçına marul sokulmuş koyunu göstermişler.

~| İlkokul öncesi ve biraz sonrası, sürekli dışarıda oynayıp eve leş gibi geldiğim için annem beni hep kapının önünde soyardı. Çırılçıplak girerdim eve. Ay lav nüüüiyditi.

22 Mayıs 2009 Cuma

Seni istiyorum bebeğim. Ah bebeğim.

mini aşk hikayesi:

canıtın, suzın'a: "seni çok istiyorum bebeğim!" diye telefonda salyaları akarak haykırdı. suzın da: "bu kadar azgın olduğunu tahmin edememiştim canıtın, çok hızlısın!" şeklinde çıkıştı. sponsor: mini kuuıpır kabriyo.

Lickin'

I licked your icecream and you can lick my lollypop.

Yani:

Dillendim, budaklandım yarim. Dillendirir, budaklandırırım. Dillerim.

Dallanır, budaklanırım.


"Kolbastı(!)" This bullshit is fuckin' bloody!

Şu "Kolbastı(!)" denen saçmalığı yaratanın, çıkaranın ve yayanın Fantom Selami Ş. ve Şahin K. ile tek gece geçirmesini diliyorum. Bu kadar rezil bir şey olamaz yahu.

Onlar her yerde... Tünel'de çalıp oynuyorlar, otobüslerde cep telefonlarında çalıyorlar ve artık reklamlara kadar girdiler., Bir an önce durduramazsak beyinlerimiz yanacağı günlere ramak kaldı. Çok acayip yayılıyorlar.

21 Mayıs 2009 Perşembe

King Size Filip, slm.


Battal Boy.

Marlboro'nun kutusunun yanında, onlara kısa mesaj atacağımız bir numara var. Yeni gördüm ben de yahu.

"Filip Abi, slm." diye mesaj yazıp yollamak istiyorum.

Fire in the hole! King Size!

15 Mayıs 2009 Cuma

Metinsen, adam ol. Terbiyesiz.

Bir metin yazarı / reklam yazarının rutin günlüğü.

nö kopi, nö kıray!

hayır metinim, ağlama!

no copy, no cry!

metin yok ağlamak yok!

no copy no cry!

sokarım metine, sana bir şey olmasın.

5 Mayıs 2009 Salı

Klozetin yanındaki çöpte Eti Cin paketi vardı.


Gürbüz, her zamanki gibi çok gergin bir gün geçiriyordu. Stres durumlarını bir hayli yaşayan bir kişiliğe sahipti. Belki adının Gürbüz olması bunun sebebiydi. Çocuğa isminin gücü işler derler ya, o mesele hani. O meseleye de pek inanmam ama olsun. Niye mi inanmam? Çok basit. Bi' düşün, adın Haydar, üzerine nasıl bir güç ya da durum işleyebilir ki? İşlemez. Çocuğunun adını Haydar koyanları da anlamıyorum. Haydar diye bebek sevilmez ki. Haydar dediğin büyük olur direkt.

Eh.

Her neyse Gürbüz'den bahsediyorduk; işte Gürbüz sallantıda bir adamdı hep. Gergindi. Henüz 5 dakika önce Selami Şahin'in klibini izlemişcesine gergindi ve Selami Şahin'e itaat ediyordu. O derece. Ne mi oldu? Öğle yemeğinde zeytinyağlılar bölümünde çıkan Brüksel Lahanası'nın gerginliğini yaşıyordu. "Acaba neden adı Brüksel? Neden? Niye, Brüksel'den mi geldi!? Hahaha!" yaparak daha bir geriliyor, gerildikçe daha bir gürbüzleşiyordu. Gürbüz'ün bu yemek konusundaki ince düşünceleri onu derinlere itiyor, uyandığında önündeki yemek soğuyor ve soğuk yemek yediğinden birazdaha geriliyordu.

Ah be Gürbüz.

Gürbüz, dün işten erken çıkmış ve bir bilüüı cin almıştı. Bugün de ilk kez giymişti. O kadar yeni duruyordu ki herkesin gözüne giriyordu toz tanecikleri gibi. Tüm iş arkadaşları Gürbüz'e, "Ooo Gürbüz, pantolon yapmışsın hacı. Bi' gün verde poz çekinelim." zırvasını yapıştırıyorlardı. Elbette Gürbüz gergindi her zaman olduğu gibi. Gürbüz'de kendisine bir dünya yaratmış, içinden bir cümle seçip her yana onu savurmuştu: "Uzun zamandır almıştım ama giymiyordum."

Öf be Gürbüz.

Pantolon? Soğuk yemeği yerken, daha dün aldığı bilüüüı cin pantolonuna, soğumuş ama yağı henüz katılaşmamış İspanyol Köfte'nin yağından damlattı. Gürbüz bi' bozuldu, bi' gerildi öf. Çok acayip oldu Gürbüz ve hemen lavaboya koştu. Tuvalete, lavabo diyenlere de bir uyuz oluyorum. Hepsi gözüme çok emo geliyor. "Paaardoön, lıvabo nerde acabaa!?" Ya bi' defol. Lanet karı. Neyse. Gürbüz, delirmişcesine lavaboya koştu. Yalnız gerçek lavaboya, lavabo diye kibarlaştırılan tuvalete değil. Direkt lavaboya koştu ve pantolonuna sularla desenler yaptı. Hafifce, işemiş edasını bilüüüuı cininin üzerine özenle işledikten sonra "Hazır gelmişim bari bir de tuvalete girip bi' güzel sıçayım." dedi kendi kendine. Parası çok yoktu Gürbüz'ün yoksa İmaj Stüdyoları'nda en kralından dış sesini yaptırırdı. Sonra, Gürbüz girdi tuvalete. Hardcore tuvalet. İbriği bile vardı. İbrik neden hardcore durumdaydı ki? Çünkü klozet vardı içeride, alaturka tuvaletten bozma bir tuvaletti. Eskiden alaturkaydı, şimdi klozet takılmış ve alafrangaya dönüştürülmüştü. Urfa'lıydı bir nevi ama İstanbul'da yaşıyordu; özünü kaybetmemişti. İbriği içindeydi ya. İndirdi pantolonu Gürbüz ve küt diye oturdu klozete. Bacağındaki yağlar lömbür lümbür dalgalandı Muhammed Ali'den birkaç tonluk yumruk yemişcesine. Sağ elinin baş parmağını pozisyonuna oturtup elini kafasına dayadı ve düşünmeye başladı. Tam o sırada aşağıda duran büzük pantolonunun ıslaklığını tekrar farkedip, "Aaa, Gürbüz altına işemiş lehöylö!" esprilerini hatırladı ilk-orta ve lise yıllarındaki. Hem üzüldü hem de sevindi. "Bizim Kamil vardı, ne mal adamdı... Cık, cık, cık!" diye geçirdi içten içe. Birden bi' garip bir şeyler oldu ve ne olduysa Gürbüz'ün aklı klozetin yanındaki beyaz çöp kutusunun markasına kaydı ve derhal öğrenmek istedi. Aksoy Plastik'ten Magnum marka bildiğimiz hırbo işi küçük çöp kutusuydu ve içine Mehmet Gıda Pazarı'nın poşeti geçirilmişti. Birden Gürbüz'ün telefonu Selami Şahin'den "Özledim teninin kokusunu özledim!" diye yüksek sesle çalınca gergin Gürbüz gerildi, çöp kovasını elinden fırlattı ve ten kokusu lafıyla apış arasının kokusunu özdeşleştirmeye çalışıp telefona doğru yöneldi. Tam elini büzük pantolonun cebinden sokuyordu ki, çağrı kesildi. Gürbüz'de de zaten "Koy g.te!" felsefesi olduğundan sallamadı bile ama aklında hala apış arasının kokusu vardı. O an Selami Abi'sine teşekkür etti. O ana kadar her şey çok normaldi. Gürbüz eğilip çöp kovasını kaldırmak isteyince ne görsün? Eti Cin paketi vardı klozetin yanındaki beyaz hırbo çöp kutusunun içinde. O an gülümsedi gürbüz ve dedi ki: "Eti Cin gülsün, dünya gülsün." O günden sonra Gürbüz, Türkiye'nin en çok konuşulan reklam yazarı oldu. Paraya para demedi. Mangır dedi.

"Eti Cin, sen beni güldürdün Allah da seni güldürsün, hey maşşallah!" dedi. Selametle.

Fotoğraf: Serhat Bayram - Van 2008

Canıtın Puaça.


Kedim, sevgili Van Kedim Canıtın Puaça, dün öğle vakitlerinde 5. kattaki evimdem aşağı düştü / atladı / uçtu. Ben görmedim, salona döndüğümde yoktu. İndim sokaklarda aradım 1 saate yakın, tam vazgeçmiş eve dönerken yan apartmanın alt merdivenlerindeki pencerelerin demirlerinin arkasına saklanmış bembeyaz halini gördüm. Biri sarı diğeri mavi olan güzel gözleriyle bana bakıyordu, çok korkmuştu çıkaramıyordum. Çıkarıp sarıldım. Hemen veterinere götürdüm. Çenesinin altını yarmıştı, 3 dikiş attılar. Dişleride üstlerinden biraz kırılmıştı. Çok şükür içkanama vesaire yoktu.

Neyse.

Çok mutsuz duruyor, lütfen çabuk iyileş Puaça.

p.s. Fotoğraf atlamadan 2 gün öncesinde Can Bayram tarafından çekilmiştir.