5 Mayıs 2009 Salı

Klozetin yanındaki çöpte Eti Cin paketi vardı.


Gürbüz, her zamanki gibi çok gergin bir gün geçiriyordu. Stres durumlarını bir hayli yaşayan bir kişiliğe sahipti. Belki adının Gürbüz olması bunun sebebiydi. Çocuğa isminin gücü işler derler ya, o mesele hani. O meseleye de pek inanmam ama olsun. Niye mi inanmam? Çok basit. Bi' düşün, adın Haydar, üzerine nasıl bir güç ya da durum işleyebilir ki? İşlemez. Çocuğunun adını Haydar koyanları da anlamıyorum. Haydar diye bebek sevilmez ki. Haydar dediğin büyük olur direkt.

Eh.

Her neyse Gürbüz'den bahsediyorduk; işte Gürbüz sallantıda bir adamdı hep. Gergindi. Henüz 5 dakika önce Selami Şahin'in klibini izlemişcesine gergindi ve Selami Şahin'e itaat ediyordu. O derece. Ne mi oldu? Öğle yemeğinde zeytinyağlılar bölümünde çıkan Brüksel Lahanası'nın gerginliğini yaşıyordu. "Acaba neden adı Brüksel? Neden? Niye, Brüksel'den mi geldi!? Hahaha!" yaparak daha bir geriliyor, gerildikçe daha bir gürbüzleşiyordu. Gürbüz'ün bu yemek konusundaki ince düşünceleri onu derinlere itiyor, uyandığında önündeki yemek soğuyor ve soğuk yemek yediğinden birazdaha geriliyordu.

Ah be Gürbüz.

Gürbüz, dün işten erken çıkmış ve bir bilüüı cin almıştı. Bugün de ilk kez giymişti. O kadar yeni duruyordu ki herkesin gözüne giriyordu toz tanecikleri gibi. Tüm iş arkadaşları Gürbüz'e, "Ooo Gürbüz, pantolon yapmışsın hacı. Bi' gün verde poz çekinelim." zırvasını yapıştırıyorlardı. Elbette Gürbüz gergindi her zaman olduğu gibi. Gürbüz'de kendisine bir dünya yaratmış, içinden bir cümle seçip her yana onu savurmuştu: "Uzun zamandır almıştım ama giymiyordum."

Öf be Gürbüz.

Pantolon? Soğuk yemeği yerken, daha dün aldığı bilüüüı cin pantolonuna, soğumuş ama yağı henüz katılaşmamış İspanyol Köfte'nin yağından damlattı. Gürbüz bi' bozuldu, bi' gerildi öf. Çok acayip oldu Gürbüz ve hemen lavaboya koştu. Tuvalete, lavabo diyenlere de bir uyuz oluyorum. Hepsi gözüme çok emo geliyor. "Paaardoön, lıvabo nerde acabaa!?" Ya bi' defol. Lanet karı. Neyse. Gürbüz, delirmişcesine lavaboya koştu. Yalnız gerçek lavaboya, lavabo diye kibarlaştırılan tuvalete değil. Direkt lavaboya koştu ve pantolonuna sularla desenler yaptı. Hafifce, işemiş edasını bilüüüuı cininin üzerine özenle işledikten sonra "Hazır gelmişim bari bir de tuvalete girip bi' güzel sıçayım." dedi kendi kendine. Parası çok yoktu Gürbüz'ün yoksa İmaj Stüdyoları'nda en kralından dış sesini yaptırırdı. Sonra, Gürbüz girdi tuvalete. Hardcore tuvalet. İbriği bile vardı. İbrik neden hardcore durumdaydı ki? Çünkü klozet vardı içeride, alaturka tuvaletten bozma bir tuvaletti. Eskiden alaturkaydı, şimdi klozet takılmış ve alafrangaya dönüştürülmüştü. Urfa'lıydı bir nevi ama İstanbul'da yaşıyordu; özünü kaybetmemişti. İbriği içindeydi ya. İndirdi pantolonu Gürbüz ve küt diye oturdu klozete. Bacağındaki yağlar lömbür lümbür dalgalandı Muhammed Ali'den birkaç tonluk yumruk yemişcesine. Sağ elinin baş parmağını pozisyonuna oturtup elini kafasına dayadı ve düşünmeye başladı. Tam o sırada aşağıda duran büzük pantolonunun ıslaklığını tekrar farkedip, "Aaa, Gürbüz altına işemiş lehöylö!" esprilerini hatırladı ilk-orta ve lise yıllarındaki. Hem üzüldü hem de sevindi. "Bizim Kamil vardı, ne mal adamdı... Cık, cık, cık!" diye geçirdi içten içe. Birden bi' garip bir şeyler oldu ve ne olduysa Gürbüz'ün aklı klozetin yanındaki beyaz çöp kutusunun markasına kaydı ve derhal öğrenmek istedi. Aksoy Plastik'ten Magnum marka bildiğimiz hırbo işi küçük çöp kutusuydu ve içine Mehmet Gıda Pazarı'nın poşeti geçirilmişti. Birden Gürbüz'ün telefonu Selami Şahin'den "Özledim teninin kokusunu özledim!" diye yüksek sesle çalınca gergin Gürbüz gerildi, çöp kovasını elinden fırlattı ve ten kokusu lafıyla apış arasının kokusunu özdeşleştirmeye çalışıp telefona doğru yöneldi. Tam elini büzük pantolonun cebinden sokuyordu ki, çağrı kesildi. Gürbüz'de de zaten "Koy g.te!" felsefesi olduğundan sallamadı bile ama aklında hala apış arasının kokusu vardı. O an Selami Abi'sine teşekkür etti. O ana kadar her şey çok normaldi. Gürbüz eğilip çöp kovasını kaldırmak isteyince ne görsün? Eti Cin paketi vardı klozetin yanındaki beyaz hırbo çöp kutusunun içinde. O an gülümsedi gürbüz ve dedi ki: "Eti Cin gülsün, dünya gülsün." O günden sonra Gürbüz, Türkiye'nin en çok konuşulan reklam yazarı oldu. Paraya para demedi. Mangır dedi.

"Eti Cin, sen beni güldürdün Allah da seni güldürsün, hey maşşallah!" dedi. Selametle.

Fotoğraf: Serhat Bayram - Van 2008

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder