12 Temmuz 2009 Pazar

Zalım Vilyım.

Vilyım çok zalım bir insandı. Zalim değildi, zalımdı. "ı". Aslında zalım olmak ona ayrı bir güç katıyor, egosuna bir nevi masturbasyon armağan ediyordu. Zalım davransa da, kendini öyle sansa da bir yandan da çok topitoş bir kalıbı vardı. Vilyım tarihi sever, trekking yapmaya bayılırdı. Öyle dağa taşa çıksın, oraya buraya yürüsün, oraya zıplasın, buraya koşsun doğa turlarına katılsın gibi götoş bir adamdı.

Yaklaşık 2 hafta 3 gün önce Van'a gitmişti. Kısa bir süre olmasa da uzun bir süre de kalmadı Van'da. Turizm amaçlı bir ziyaretti. Sabahları Van Kahvaltısı ile şenlendi, "Vanlıyam, şanlıyam, kılıcı kanlıyam." şarkılarını öğrendi, Van Spor'un efsaneleri dinledi ve hatta "Kan Van, dakika 90 gol Kurthan." bile demeye başladı yavaş yavaş.

Vilyım Cumhuriyet Caddesi'nde çekirdek çıtlayarak yürürken karşıdan bir kız geliyordu; Tamara. Çekirdek mal gibi elinde kalakalmıştı. O an aklına Güven Kıraç'lı Tadım'ın rezil reklam filmleri geldi ve hemen unuttu. "Lan ooolum ben bu hatunu bir daha nasıl görebilirim!?" diye içini yedi.

Vilyım, gittiği yerleri öncesinde çok iyi araştırırdı. Bir hayli okur, oradaki olayların ağzına bile sıçardı. Vılyim o gün adaya gidecekti. Van Gölü'nde bulunan, içinde Ermeni'lerin en önemli mimarilerinden biri olan Akdamar Kilisesi'nin de bulunduğu Akdamar Adası'na. Adanın da hikayesi gibi bir şeyi vardı, Vilyım onu da kaldığı oteldeki resepsiyoncu dayının "Gel bi' çayımı iç, iki muhabbet edelim yegenim." tavrıyla öğrenmişti.

Kabaca hikaye: Ada'nın karşısındaki köylü genç adadaki keşişin kızına aşık olur ve kızı görmek için her gün hava kararınca kıyıdan adaya yüzer. Adada da yönünü bulmak için kız ona gece fener tutar, genç de fenere yüzer ve kıza kavuşur. Kancık keşiş bunu öğrenir, kızı kapatır ve eline feneri alıp gece yön göstermeye çıkar. Seveneleri ayıran lanet keşiş elindeki feneri oradan buraya taşır ve yüzmekten kolları yorulan köylü genç bitap düşer. Lanet keşiş yavaş yavaş köylü genci kayaların bulunduğu tarafa yönlendirir fenerle. Kayalara doğru ilerlerken genç abimizin bütün enerisi tükenir ve dalngalar onu kayalara sürükleyip vurur. İşte tam o sırada gencimiz bağırır, "Ah Tamara! Ah Tamaaaara!".

Her neyse.

Vilyım o gün adaya gitmek için Gevaş dolmuşlarına atlar ve Akdamar Adası'na giden teknelerin olduğu yere varınca iner, tekneye biner. Ne mi görsün!? Tamara. İçinden, "Oh ye beybi. Muhabbet bağına girdim bu gece." yapar. Sonra yine içinden, "Muhabbet aslında aşk demekmiş." diye geçirir gerizekalı. Tamara'yla tanışmak, onla iki muhabbet devirmek için 85713 takla atar. Elindeki sikko compact makinesiyle kızın fotoğraflarını çekmeye çalışır, sonra e-posta adresini verirsen yollarım yaşaklığını yapar. Kızın adının Tamara olduğunu öğrenince zevk çığlıkları atar ve Tamara'ya adanın Tamara'lı hikayesini anlatır. Lol sana Vilyım. Neyse. Tamara'yla tanışır, nerede oturuyor ne yapıyor öğrenir. Tamara'da Istanbul'da Büyük Ada'da ikamet ettiği bilgisine de erişir. -Erişmek de ne tırt lan. Neyse.- Vilyım da Cihangir taraflarında oturmaktadır. Vilyım ve Tamara konuşurken, Tamara'nın annesi de hafif göz ucuyla Vilyım'a "Ağzına sıçtığımın andavalı." bakışı atar, Vilyım'dan kıl kapar. Zaman geçer, ada muhabbeti de Van muhabbeti de biter, uçaklar kalkar vesaire.

Aradan kısa bir zaman geçer, Vilyım fotoğrafları e-posta ile atmıştır. Hafif de "Bacım bi' görüşseydik yav." tadında alt metinler geçer. Vılyim çok çaresiz kalınca salak bir sürpriz yapamaya karar verir Tamara'ya. Sarı dolmuşa atlar Bostancı'ya doğru geçmeye başlar. Sarı dolmuşçu da yine annesini s.kiyorlarmış da ona yetişiyormuşcasına hızla sürer dolmuşu. Hafif sinirlenir Vilyım, sarı dolmuşa her bindiğinde böyle olur ve içten içe "Pezevenk kağıt gibi araba, hepimiz geberecez!" der. Bostancı'ya gelmiştir artık. İner, Büyük Ada'ya geçer vapurla. Başlar Tamara'nın evini bulmaya. yokuşun üzerinde beyaz bir köşktür Tamara'nın evi, balkonunda da bembeyaz bir Çin Aslanı cinsi köpek durmaktadır. Vilyım kapıyı çalar, Tamara'nın annesi açar ve karşısında Vilyım'ı görünce içinden "A-ha, şimdi sıçtım ağzına!" der. Vilyım, buruk ve ezik bir ses tonuyla; detone "Tamara evde midir acaba? Hı?" yapar. Tamara'nın annesi'de, "Tamara evde yok. Hoşçakal." der ve kapıyı Vilyım'ın suratına kapatır. Tamara, "Kimdi o anne?" diye seslenince annesi de "Hiç, adres sordular." der. Vilyım kahrolur, çiçeklerinin boynu bükülür. Çiçeklerini yola yola yokuştan iner. O da farkındadır, aslında Tamara evdedir ve bu durumdan Tamara'nın hiç haberi yoktur. Vapura biner geçer karşıya. Vilyım tekrar sarı dolmuşa biner ve Taksim yolunu tutar. Mardinli abimizin sürdüğü dolmuşta İbrahim Tatlıses çalmaktadır ve Vilyım'ın içi gider:

"Bir taş attım pencere tığh dedi, anası çığhtı kızım evde yoğh dedi vaey veay!"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder