28 Eylül 2009 Pazartesi

Kamyon Arkası.

2 büyük göz olur ya, onlar çok güzel. Kamyonların arkasında. "Persian Lady" gözleri.

Plastik Cerrahi.

Kısa Güzellik Hikayesi:

Kimbırli o gün hayatında bir eksiklik olduğunu sezdi ve hemen çantasını koluna takıp yollara attı kendini. Estetisyen Abdülbaki Zekikanyon'du vardığı yer.

- Bir gamzem olsun istiyorum, gamze estetiği yapın lütfen.

dedi ve numarasını bırakıp kayboldu.

Plastik cerrahımızın beyni yanmıştı.

8 Eylül 2009 Salı

Çürük yumurta.

Hayatında "çürük yumurta" kokusu duymamış adamların, osuruğu kategorize edip "çürük yumurta gibi kokuyor" demesi çok gereksizdir. Git bir çürük yumurta bul ya da bir yumurta al çürüt sonra onu kokla daha sonra karşılaştır terbiyesiz.

Evlilik müessesi.

Evlilik müessesi çok saygındır. Ya da hep öyle denir. Değil mi? Değil. Aslında, saygısızca bakanlar var.

Yer Bakırköy, gelin ve damat yürüyor. Damat topsakallı. Gelin de güzelce. Yanlarında durduğum iki tane beyinleri amcıklama geçirmiş mındo da yorum yapıyor:

Mındo 1: "Akşama büyük sikiş var."
Mındo 2: "Oooho, o sakallarla çoktan sikmiştir."

Yahu, gerçekten ne adamlar var yahu. Olum sanane lan mıgo. Damat o top sakallarıyla ikinizi üst üste koyup güzelcene bir beyzbol sopası sokup sokup çıkarsa.

Şel.

Geçen Shell'den motorin alıyoruz. Sıra var, ödeme noktası. Bir abimiz vardı önümde. Sakalları götüne katar inior. O kadar "dinci" görünmeye çalışıyor yani. Sadece görüntü belki de. Üstünde "North Face" var ve Shell'den petrol alıyor. Sevgi dolu abimiz. Sade simulasyon abimiz.

Türk Günü ve Türk Barı.

Yurtdışına çıkan Türk'lerin, gidip "Türk günlerine" katılması ve "Türk barlarını" araması o kadar beyin yakıcı bir şey ki benim için; yemin ederim yandı. Türkiye'den kalkıp ABD'ye gidiyorsun, orada Türk gününde takılıyorsun. Harika. Hay Allah.

Sürtük

Sürtük. Güzel hatundun ama bunca güzelliğin benim düşmüş halime mi borçluydu; onu ortaya çıkarmak gerekir. Genet.

7 Eylül 2009 Pazartesi

Mentollü.

Olum mentollü Nova mendiller vardı ya. Ne oldu? Özledim o mazoşist tadı. Burnu yakmasını, gözleri yaşartmasını.

179 adım.

Paris'teyim. Pauline ve Caroline'in evinde. 4 gün önce Pauline'in eski evindeydim. Nancy, Brüksel, Lüksemburg derken gidip geldim. Paris'e yani. Yeni ev daha güzel. Caroline'in yanına taşındı. Ev çok eski, 6. kat, ahşap vesaire. Küçücük elektrik anahtar düğmeleri var. İç mimarisi de çok farklı. Tasarımda birçok geometrik şekilleri çarpıştırarak içeride mekan yaratılmış. (mimari hakkında da öterim hani.) Çıkan üçgenler, duvarların birbirlerine olan uyumu ve farklı yönlere uzanışı. Ha, eski kız salonun kapısına çok güzel bir kız çizmiş spreyle. Acayip.

Tuvalete gittim, Cosmopolitan vardı klozetin yanında.

"115 secrets de beauté"

Lan yeter dedim. Sanırım Paris'te görmem ve tuvalette görmem daha büyük bir kaosa sürükledi beni. O an aklımdan Nefertiti'ye benzemek isteyen ablamız, geçirdiği operasyonlar ve daha kötüsü Milliyet Gazetesi'nin başlığı geldi; o gerçekten çok kötüydü. " Nefertiti değil, Nefertipsiz olmuş." Vöeuah. Tekrar andım Metin Yazarını. Öptüm gözlerinden.

Neyse.

- 119 adımda güzellik.
- Güzelliğin 79 sırrı.
- Güzel olmak için yapmanız gereken 157 şey.
- 139 adımda güzellik elinizde.
- Sevgilinizi baştan çıkarmak için 96 özel güzellik sırrı.

Daha fazla klişeleri ekleyebilirim. Unutmayalım mı, "Cliché works ever and ever."

Ha bu arada, 119 adımı yapana kadar pörsür lan hatun. Ciddiyim. Nefertipsiz.

Çok pis.

Pek anlayamadığım, anlamak için de çok fazla çaba sarfetmediğim şeylerden biri de "Çok pis." lafıdır. Mesela:

- Çok pis yendik.
- Pis döverim.
- Tersim pistir.

Pis ne dayı?

Bıçak parası.

Piyer, Paris'te tıp eğitimini tamamlamış ve yaklaşık 6 yıl ilimini insanları iyileştirmek için kullanmıştı. Bir kadın doğumcuydu. Jinekolog. Çok çalışıyordu ama hala Winston'dan Marlboro'ya geçememişti. Yumuşak paket içerdi, takıntılıydı. Duydu ki Türkiye'de olay var, derhal bir süreç içerisine girip katakulliler yaptı ve İstanbul'da özel bir hastahaneye geldi.

Piyer, ameliyatlara giriyor ve tabiri caizse -ki vur gitsin caizin kralıdır yeğenim- paranın ağzına ağzına veriyordu. Hem hastahaneden para alıyor hem de "Avrupa'dan bir doktor gelmiş çok iyi o girsin." denildiği için arkasından arkasından, götü kalkıyor ve Türkiye'de öğrendiği "Bıçak Parası" olgusunu gitgide artırıyordu. "Bıçak Kesmiyor Aabi!" diyordu bir de utanmadan, leblebi gibi Türkçe'siyle. Neyse. Eğlence, araba, rahatlık... Hepsi, Piyer'deydi. Hatunlar da oluyordu bir sürü. "Cinsel hayatın ne alemde Piyer ahahaehahe!?" diye soranlara çok temiz cevabını veriyordu.

Piyer gönlünü bir dilbere kaptırdı ve evlenmeye karar verdiler. Çeyizler, beyaz eşya bakmalar, 5'i bir yerde almaya çıkmalar, gelinin ailesine hediyelerdi derken Piyer bayağı bir sağlam domalmıştı. 3 ay uzun eşek oynayabilecek seviyedeydi hem de sürekli yatarak. Düğün geldi çattı. Takı töreniydi, Lav Sıtori'yle altınlar ve aşağı sarka yurolarla danstı derken bir de pasta geldi ve karşılıklı yedirme seansı başlayacaktı. Garson bıçağı vermiyordu. Piyer'e: "Bıçak kesmiyor aabi." dedi.

Piyer de o an, "Vay anuna koyyiiim." dedi.

Temiz demiş.

Bankacı baş parmağı.

Ben, bir bankacının iki elinde bulunan total 10 parmaktan kullandığı işaret parmaklarıyım. O iki harika parmakların klavyeye özenle inişiyim. Sadece iki parmak.

Bankacı "Horned Hand!" \ m / Alın hepsini içeri.

Brüksel'deyken de bunu düşünmem ve özlemem ayrı bir travmadır.

3 Eylül 2009 Perşembe

Min bêrîya te kiriye.

*Min bêrîya te kiriye. // Seni Özledim.

Paris'e yağmur yağıyor.

Son. Bu, son. Eylül... Paris'e yağmur yağıyor. Küçük, başkasına ait bir evin 2 odasından birindeyim. Yaklakış 35 metrekare bir alan var ya da yok. Küçük, çok küçük bir mutfak ile sadece ayakta yer alabileceğin minik bir banyosuyla... Çok küçük olsa da her yerde koca pencereleriyle; içeride çok farklı bir ışık. Yüzümde.

Yağmur yağıyor ve evet, ben seni hiç çıkaramıyorum aklımdan. Artık son. Bunu yapamasam da susacağım. Eylül geldi, yağmuruyla. Ve ben Paris'teyim. Artık ıslanacağım, yeter.

Fotoğraf: Serhat Bayram " link "

Benzin kapağındaki işeyen çocuk.


Doğan, Şahin, Kartal, Serçe ve benzeri kuş serisinde genellikle görülen; ardından götü kalkık Tempra'da da görülebilen benzin kapağındaki işeyen çocuk...

Ben o işeyen çocuğum lan. Şaka şaka kandırdım seni, ben "Manneken Pis" im.

Yarın Brüksel'e gidiyorum, işeyen çocuğu göreceğim ve bu Türk halkının merakını çözeceğim.

Bu arada, Kıristmıs'da bira işiyormuş lan.

Koş Haydar.

2 Eylül 2009 Çarşamba

Ekleyen Hamdi Taşgördü.

Facebook'ta vidyo ekleyip yanına da "Ekleyen: Haydar Cangömdü" gibi yazan arkadaşları çok seviyorum. MSN'ini yazanlar da var lan.

SeKsiiboY_23_ist@hatmeyıl.kom

Cidden seviyoruz lan sizi.