29 Ekim 2009 Perşembe

Hazırlık.

Daglıs, İlkokul 5'ten sonra Anadolu Lisesi sınavlarına girmiş, kazanmış ve eğitim dili İngilizce olduğundan dil öğrenimini kapsayan ve bir yıl süren hazırlık sınıfını okumuştu. O dönem, İngilizce'nin uluslararası bir dil olduğunu vurgusunu yaparken Sipiikink öğretmeni, Daglıs'ın en çok aklında bu kalmıştı: "Bikauz inkliş iz en intırneyşınıl lengüiç."

Daglıs, yolda babasıyla yürürken mütemadiyen babasının tanıdıklarıyla yolda karşılaşırlardı ve her biriyle "Abi bir emrin var mı?" muhabbeti dönerdi. Babası saygın bir kişilikti. Çok tanınır, sevilirdi. Daglıs da babasının yanında olunca, onu gören herkes: "Abi oğlun mu?" yapardı. Bunun üzerine babasının oldukça "kitch" cevabı gelirdi: "Babamın torunu.". Bunun durum Daglıs için oldukça travmatik bir durum teşkil edilyordu ve Daglıs oradan koşarak uzaklaşmak, sonsuzluğa karışmak istiyordu. Laf Daglıs üzerine yoğunlaşınca Daglıs'ın Anadolu Lisesi'ni henüz kazandığı ve hazırlık sınıfında okuduğu gururla tekrarlanıyordu. Bunu duyan her mındo* İngilizce ile ilgili bildikleri tek şey olan "Du yu sipik İnkliş?" lafını yapıştırıp yenuşak bir gülüş ortaya koyuyorlardı Daglıs'ın böğrüne doğru. Daglıs da olayı dimağında netlemiş, otomatik bir yanıt sistemiyle "Yes, ay du. Bikauz İnkliş iz an intırneyşınıl lengüiç." diye çürük şeftali kıvamında kusmuklu bir cevap veriyordu.

Aradan 10 yıl geçmişti ve Daglıs'a bunlar hatırlatan neydi?

Daglıs, 8 yıllık eğitime geçilmeden bir önceki dönemde mezun olup; sanki bir işe yarıyormuşcasına "Ben hem ilkokul, hem ortaokul hem de lise diploması aldım. N'aber?" diye her önüne gelene anlatırken, içlerinden biri "İngilizce biliyormusun?" diye sorunca Daglıs donup kalmıştı. Birdenbire ve bilinçsizce, "Bikauz, inkliş iz an intırneyşınıl lengüiç!" diye bağırdı ve andavalca gülmeye başladı. Çok mutlu hissediyordu.

İnsanlar koşarak uzaklaşmıştı. Daglıs bu olayla oldukça geçmişe gitmişti ve bir nevi katharsis yaşamıştı.

Yazık sana Daglıs. Travmalarla dolu insan Daglıs. Simpıl Pirezınt Tens Daglıs.

*Mındo: Bir nevi abajur, apaçi.




25 Ekim 2009 Pazar

Dicey.

Türkiye'de dicey anlayışı biraz kompakt disk değiştirmeyle sınırlı kalıyor. Tabii ki benim favorim Hüseyin Karadayı. O da kollarını sürekli böyle bağlayıp fotoğraf çektiriyor ya, ondan. Başka da bir şey değil hani. Cidden farklı bir fotoğrafı gören var mı? Ha, ben bir ara bir fotoğrafını gördüm böyle parmağını objektife yaklaştırmış bir şeyler ama sevemedim. Kol bağlama sana yakışıyor be abi. Ben de artık hep kollarımı bağlayıp fotoğraf çektireceğim.

Önden görünüş: [bakınız]
Arkadan görünüş: [bakınız]

ok. kib. by.

20 Ekim 2009 Salı

The last memories of Mosquito and Rat.

The Inspiration Room

http://theinspirationroom.com/daily/2009/esemmat-last-memories-for-mosquito-and-rat/

Koka Kola'nın ayıları.

Hulyo, yaklaşık 173 km hızla giderken mesanesine baskı yapan çişini daha fazla tutmamaya karar verdi. "Şu virajı da döneyim, seni kara torağa gömeceğim." dedi. Virajı döndü ve sert bir frenle aniden durdu. Arabadan indi. Fermuarını açtı. Tam işeyecekti ki, kıyamadı. "Sen içimden kopan bir parçasın ve bu anın hatırına seni bir süre belli bir mekanda tutmalıyım." diye kendi kendini okşadı. Arabanın bagajını açmak için kumandada bulunan bagaj çizimine bastı baş parmağıyla. Tırnağıyla basmamaya özen gösteriyordu çünkü eskiyip beyazlamasını; görsellerin deforme olmasını istemiyordu. Titizdi. Bagajı açtı. Her zaman bagajda gazeteydi, mangaldı, pet şişeydi bulundururdu. Piknikçi bir arkadaştı. 2,5 litrelik Koka-Kola pet şişesini aldı eline, baktı ki promosyon ayı veren kapak var üstünde "1 kapağım eksikti lan eharoley!" diye sevindi ve tekrar fermuarı açtı. Dayadı takım taklavatı pet şişeye, bir güzel işedi. Hava da hafif soğuktu ve buharları görebiliyordu. Arabaya binmeden önce en büyük boy Sıtarbaks kahvesinden içmişti ki, çişinden leş bir kahve kokusu yayılıyordu. İşini bitirdi ve pet şişeyi İran'dan gelen kaçak benzinleri satan dayıların koyduğu gibi asfaltın yanına yerleştirdi. Pantolonunu çekti, son damla da fermuarın oraya düştü. Bastı gaza gitti. Giderken, "Bas gaza aşkım bas gaza." çalıyordu Yesmayil Yeka'dan. Elini bile yıkamadın pis Hulyo.

Galata Köprüsünün altında bir tuvalet var ki hiç giremedim.

Ne güzeldir benim memleketim. Tuvaletleri. Tuvaletlerdeki saman kağıdından mutasyona uğratılmış tuvalet kağıtları. Göt yakar, çizer, kanatır. Ha, bir de o tuvaletlerden çıkınca para ödediğiniz yerdeki en leş limon çiçeği kolonyası vardır ki oldukça kötüdür. Ne limondur, ne çiçektir ne de kolonyadır.

19 Ekim 2009 Pazartesi

Çorba paça.

Ceksın, 24 saatten fazla bir süredir midesine tek lokma bir şey sokmamıştı. Mide asidi, midesinin duvarlarıyla sevişiyordu. Haydi bir şeyler yiyeyim bari gazıyla kalktı, mutfağa geçti. O kadar üşengeçti ki sakızı gördü ilk. Damla sakızı. Sakız Adası'ndan. "İyi, ben bunla doyarım. Sakız çiğneyeyim." dedi açlıktan başı dönerken. Yazık sana Ceksın, git çorbacıya bir paça iste benden kendine. Bol sarmısaklı. Bol bol ekmek kır üstüne, ye. Boşver Avrupa Birliğini. Gençliğini yaşa.

18 Ekim 2009 Pazar

Bandana.

Tam şu bandana yok oldu, oh be diyorum; bir daha çıkıyor ortaya. Yeniden pörtlüyor. Anlayamıyorum ki. Özellikle de cumartesi ya da pazar günleri ellerine bir fotoğraf makinesi alıp dışarı çıkanlarda yeniden bir kıpırdanma olmuş. O bandana, o güzelim bandana... Yıldızlı desenlisinden, gök cisimli desenliisine. Puantiyeli de var. Ah bandana, öh be bandana. Canımdan can aldın. Onun dışında da yine çeşitli kesimlerde de bu tarz görünmeler var. Ha, hatunlarda daha yaygın var ve çşitli şekillerde yni yaklaşımlarla bağlıyorlar. E, güzel. Anladık peki. Yahu şu erkeklerin kafaya jilet gibi sıfırlamasına da dayanamıyorum. Lütfen takmayın yahu. Vakanın boyutu umarım daha fazla yayılmaz.

- Hayri naaaaaptın aga?
+ Bandana taktım, ortamlara aktım. Ok?


Rızla +.

Bu sarma sigara işi bitsin. Etraf şekilci şemalcilerle sarıldı. Çok havalı bir şeymiş sanıp sarıyorlar. Sevdiklerinden ya da daha ucuz geliyor diye değil ha, sırf görüntü. Bu sırf şekil için saranlara bir formülüm var: Bitlis tütününü dayayacağım o sarı paketlerine vereceğim. İçsinler bakalım, tezek gibi. Yeter lan. Saramıyorlar da, o da ayrı.

Bitlis tütünü kilosu 1 TL. Aytaç'ın dediği gibi:

- Sarılmışı var (Vinstın Layt.), burdan iç.

Sivilce.

Mini Çıkar İlişkisi: Deyvid ve Mariya, yaklaşık 13 gündür çıkıyorlardı. Deyvid tam hayalindeki hatunu bulmuştu. Mariya, Deyvid'in sivilcelerini sıkıyor, siyah noktalarını çıkarıyor ve bundan büyük bir haz duyuyordu.

Mariya'nın ağzından, "Aknelerine kurban." gibi bir şarkı da çıkıveriyordu. Esmer İspanyol güzeli, jöle kıvamlı götlü Mariya. Baştan çıkardın Deyvidi.

Direksiyondan kontrol.

Son model otomobillerin tümünde direksiyondan belirli kontroller sağlanmıştır. Verdiğiniz paraya göre radyonun, ses şiddetinin, CD'nin değişimin vesaire sağlanmasından; hız kontrolünü ayarlama, hız sabitleme, gaz verip fren yapmaya kadar giden ve daha fazlası da bulunan bir sistemler dünyası.

Hepsi iyi hoş da, en güzeli ne biliyor musunuz?

Direksiyonun kavrama kısımları arasına cep telefonunu sıkıştırıp orada sabitleyen taksici. Bayılıyorum. Hele ki cep telefonunun bas konuş özelliğini açıp telsiz kafasında kullanıyorsa. Bütün yol iğrenç sesi dinlersiniz. Neyse, cidden o direksiyonun içinde böyle duran telefona çok özeniyorum.

Cücük 5 TL.

Arasıra ocakbaşına gideriz. Güzel de olur hani. Vallahi İspanya'dan dönünce bavulları bırakıp direkt gittiğimi biliyorum. İşte o kafada bir güzellik. Uzun zamandır gittiğimiz bir yer var. Bostanasına deliriyorum. Pek leziz. Neyse. Közde soğan ve patlıcan da çok seviyorum onlar da geliyor. Bir süredir gözlemliyordum da, közde soğanlar geliyor ve içinde soğanın en güzel yeri yani cücüğü yok. Hoppala. Çağırdım ustayı, "Cücükleri ayırıp ekstradan satıyorsanız ben bir tabak alayım." dedim.

10 Ekim 2009 Cumartesi

Golden Drum Ödüllü Fotoğrafçı.


" http://www.goldendrum.com/competition/showcase/winners-2009/?ID=24556 "


Agency:

TBWA\Istanbul


Creative Director:

Ilkay Gurpinar


Copywriter:

Emre Kaplan


Art Director:

Koray Doyran


Photographer:

Serhat Bayram


9 Ekim 2009 Cuma

Fotoğraf yarışması.

İstanbul konulu fotoğraf yarışmalarında birinci olmak istiyorsanız Haliç Tersanesi tarafından ya da Eminönü civarlarından arkaya cami siluetleri alacak şekilde ön tarafa bir adam koyun, eline bir şeyler verip onu aşağı ya da yukarı kaldırmasını söyleyin. Sonra da siyah/beyaz olarak fotoğrafı değiştirin. Kesinlikle ilk üçe girersiniz. Kafanızı çalıştırmanıza ya da daha farklı şeyler bulmanıza hiç gerek yok. Çünkü bütün yarışmalardaki juri sabit ve hepsi aynı kafada. Unutmayın; cami silüeti, adam ve siyah/beyaz.

7 Ekim 2009 Çarşamba

Film Ekimi.

Film Ekimi yaklaşıyor ve ben içimde filmlerden sonraki alkışlamanın gerginiliği şu andan yaşamaya başlıyorum. Hem de yedi filme gideceğimi göz önünde bulundurursam çarpı yedi oluyor.

Geri dönüşüm.

Kıristin sabah içinde bir sertlikle uyanmıştı. "Acaba uyuyakaldım da tecavüze mi uğradım" dedi ve güldü. Bu sertliğin başka bir şey olduğunu anladı. Yatağı penere kenarında ve bej renkli bir yataktı. Kekremsi sperm kokusu baskındı ekseriyetle. Cam kenarında da bir tane küçük kaktüs vardı. Sahte mi gerçek mi o da anlamamıştı. Dışarıdan gelen Slayer sesi Kıristin'i tahrik etti.

Hemen kalktı, siyah bir tişört ile siyah dar pantolonunu giydi. Siyah rujundan süründü. Saçları uzun, düz ve siyahtı zaten. Resmen metalci olmak için yaratılmıştı. Leş metalci. Neyse, o gazla "Ben artık metalciyim ulen!" dedi; "En değişik metal müzik!" diye bağırdı.

Evde ne kadar çöp varsa aldı ve Esenler'deki geri dönüşüm kutusuna gitti. Plastik, cam, kağıt... Ne varsa hepsini metal yazan bölüme attı. "Metali seviyorum lan!" demeyi de unutmadı bunları yaparken.

Leş metalci.