18 Eylül 2012 Salı

// French Kiss reklam ajansı Chief Creative Officer’ı Meği Antonet’ten delikanlı açıklamalar: “FİKİR BULAMIYORLARSA, CİNGIL YAPSINLAR.”

17 Eylül 2012 Pazartesi

Hindi kaçışması sesi.

// Neredeyse yedi yılı aşkın ve neredeyse sekiz yıla yakın bir zamandır aynı evde ikamet ediyorum. Bu bina ile ilgili söyleyebileceğim tek bi’ şey var, üst komşun ve oğlu Ömer… Evleri altıncı katta olduğundan, Ömer asla yukarı çıkarak bi’ şey almadı. Hep yukarıdan Ömer’e atıldı… Poşet içinde, eski gazete kağıtlarıyla korumaya alınarak… Başta ev anahtarı olmak üzere, ekmek arası peynir, elma, salçalı ekmek ve bezeri bir çok şey… İşte tam da bu yüzden ben nerde olsa, yukarıdan aşağı bırakılan içi gazeteli ve dolu poşet sesini tanırım. Neyse, ne diyordum; üst komşu ve oğlu Ömer’le koskoca sekiz yıla yakın bir zaman geçti. Evet bunca zaman harcandı ve üst komşu kadın bu süreçte her gün, hiç bıkmadan asla yılmadan, “Ömer!” diye oğluna bağırdı. Camdan çıkarak… Tam tamına 8 yıl! Evet, Ömer büyüdü, sesi değişti, tüylendi, bıyık terledi, yüzü nemlendi, alın sivilcelendi… Saçlar üç numara makineden, ense natürel makasla tıraşa, ordan da bol jöleli ara makas kesimine devşirdi Ömer’in kafasında. Eskiden aşağıdan hindi kaçışması sesi gibi bağırarak geri dönen Ömer, şimdi vapurda caz gruplarının obuası gibi bas haliyle titretiyor camı çerçeveyi. Yıllar önce, iğrenç New Balance ayakkabılarının atası olan önü dilli ayakkabıların dışıyla topa vuruyorken şimdi, kunduranın içiyle yoldan geçerken ortaya top kesiyor Ömer… Manitayı eve bırakmalar, “Peki……”, “ii..” diye hatundan mesaj almalar derken… Hayat değişse de, günler akıp geçse de… Yazık Ömer sana, o camdan her gün duyuyorsun aynı şeyi ve 5’lik bi’ su kapıp koşuyorsun 6. kata… Şartlanmışsın bu reflekse… Senin için dua ediyorum Ömer, üniversiteyi kazanıp bi’ an önce kaç diye; ama öyle yakına değil, haftasonu gelmeli mesafe değil Trabzon ve saireye gidesin Ömer. Kaçıp kurtarasın kendini Ömer. Bizi de huzura eyleyesin Ömer. Ağam olasan Ömer, paşam olasan Ömer.

Kaytan bıyıklarımı, sürsem nerelerine.

// “NEDEN BIYIK BIRAKTIM” konulu, pop-ekpresiyonist neo-dadaist dengesiz temalı bıyık belgeseli. Ayfon kamerası üstündeki toz, kir ve parmak izi üstüne çapraz banyolama tekniği, eskitilmiş yarro film efekti. 4’e 3 Ayarsal.

İzlemek için önce istemek, sonra tıklamak gerek:

http://5dakikaoncegordum.tumblr.com/post/31391712102/neden-biyik-biraktim-temal

Krem diye dizi ismi de gördük bu ülkede.

// “Krem” diye dizi ismi gördüm; “Köpük” diye her sabah tıraş olan babalara, “Losyon” diye güneş gördüğü gibi yan yan yanan tatilcilere, “Yağ” diye bebek yağı süren çocuklu annelere ve çocuklara, “Jel” diye her gün aynı libidoyu sürdüren ergen liseli erkeklere ve “Solüsyon” diye her gece yatmadan makyajını temizleyen bol makyajlı hatunlara yönelik dizi senaryoları yazmaya başladım.

Kıristiyanö Rönaldo'nun dev taşlı küpesi.

// Audi’nin CEO’su Sichael Mchumacher son makalesinde; Türkiye’de bulunan, saçını sürekli 3’e vurduran, polo yaka tişörtlü ve Kıristiyanö Rönaldo’nun dev taşlı küpesinin çakması olan Gaziosmanpaşa Küpesi’yle dolaşan güruhun Audi A3 kullanmasından ötürü marka kimliklerini bir türlü toparlayamadıklarını ve artık Audi A3’ü üretim bandından indireceklerini açıkladı.

"Acımasız olma, şimdi bu kadar."

// Bi’ “Dallas!” açtım, annem “Fatmagül’ün suçu ne?” dedi. Bi’ bira açtım, kuzen “Adını Feriha koydum.” dedi. Bi’ “Arka Sıradakiler” açtım, liseliler birbirlerine “Anan zaaa xD xD” dedi. Bi’ doktora telefon açtım, Kutsi açıp “Yeni yeni sevdalar çiçeğimişsin…” dedi. Bi’ Feysbık açtım, Yılmaz Özdil paylaşımları dedi. Bi’ Flaş TV açtım, Yalçın Çakır “Yaş kaç? Nerelisin?” dedi. Bi’ YouTube açtım, Hakkı Bulut “Sen bilirsin bilirsin, sen bilirsin… Dinime imanına sen bilirsin.” dedi. Bi’ Ahmet Kaya açtım, “Acımasız olma, şimdi bu kadar.” dedi. Sonuncu çok koydu.