17 Eylül 2012 Pazartesi

Hindi kaçışması sesi.

// Neredeyse yedi yılı aşkın ve neredeyse sekiz yıla yakın bir zamandır aynı evde ikamet ediyorum. Bu bina ile ilgili söyleyebileceğim tek bi’ şey var, üst komşun ve oğlu Ömer… Evleri altıncı katta olduğundan, Ömer asla yukarı çıkarak bi’ şey almadı. Hep yukarıdan Ömer’e atıldı… Poşet içinde, eski gazete kağıtlarıyla korumaya alınarak… Başta ev anahtarı olmak üzere, ekmek arası peynir, elma, salçalı ekmek ve bezeri bir çok şey… İşte tam da bu yüzden ben nerde olsa, yukarıdan aşağı bırakılan içi gazeteli ve dolu poşet sesini tanırım. Neyse, ne diyordum; üst komşu ve oğlu Ömer’le koskoca sekiz yıla yakın bir zaman geçti. Evet bunca zaman harcandı ve üst komşu kadın bu süreçte her gün, hiç bıkmadan asla yılmadan, “Ömer!” diye oğluna bağırdı. Camdan çıkarak… Tam tamına 8 yıl! Evet, Ömer büyüdü, sesi değişti, tüylendi, bıyık terledi, yüzü nemlendi, alın sivilcelendi… Saçlar üç numara makineden, ense natürel makasla tıraşa, ordan da bol jöleli ara makas kesimine devşirdi Ömer’in kafasında. Eskiden aşağıdan hindi kaçışması sesi gibi bağırarak geri dönen Ömer, şimdi vapurda caz gruplarının obuası gibi bas haliyle titretiyor camı çerçeveyi. Yıllar önce, iğrenç New Balance ayakkabılarının atası olan önü dilli ayakkabıların dışıyla topa vuruyorken şimdi, kunduranın içiyle yoldan geçerken ortaya top kesiyor Ömer… Manitayı eve bırakmalar, “Peki……”, “ii..” diye hatundan mesaj almalar derken… Hayat değişse de, günler akıp geçse de… Yazık Ömer sana, o camdan her gün duyuyorsun aynı şeyi ve 5’lik bi’ su kapıp koşuyorsun 6. kata… Şartlanmışsın bu reflekse… Senin için dua ediyorum Ömer, üniversiteyi kazanıp bi’ an önce kaç diye; ama öyle yakına değil, haftasonu gelmeli mesafe değil Trabzon ve saireye gidesin Ömer. Kaçıp kurtarasın kendini Ömer. Bizi de huzura eyleyesin Ömer. Ağam olasan Ömer, paşam olasan Ömer.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder