16 Nisan 2013 Salı

// Bu sabah yine Londra’daki evimde...

// Bu sabah yine Londra’daki evimde, yeni güne gözlerimi açmak için telefonun alarm sesinin fütursuzluğuna irkildim. Sabah yetişecek kampanya için gece 03.00’lere kadar ajansta kalıp, yağmurlu gecenin asfaltında ilk bulduğum taksiye “Camden Town piliz.” demiştim ve tok tutmayacak kadar uyumuştum. Bi’ an önce kalkmam, mutfağa gidip çok sert bi’ kahve yapıp içine ROM katmam ve saat 11.00’deki müşteri toplantısına gömlek giymem gerekiyordu. Ayağımla yerde terliklerimi aramaya çalıştım, yeri yokladım ama bulamadım. Önce tereddüt ettim, sonra bi’ an vazgeçtim ve kalktım. Bi’ türlü açamadığım gözlerimi ve ayıklaştıramadığım zihnimi çıplak ayaklarımla mutfağa girdiğimde uyardım. Parkenin sıcak yakınlığından, fayansın soğuk çirkefliğine inmiştim. Tam o an 27 yıldır sağ kulağımdan giren ve sol kulağımdan mütemadiyen çıkan annemin cümleleri mutfağın camını titretti; “Çıplak ayakla yere basarsan, çocuğun olmaz.” Dikkatim pencereye netlendi, perdeyi açtım ve yine Londra’nın grinin her tonuna doygunluğuyla karşılaştım. Hafif düşen yağmurlar, havada rüzgarla savruluyor, cama kendini bir körpe gibi teslim ederek bırakıyorlardı. Şaka lan şaka, ne ROM’lu kahvesi ne de Londrası… Bildiğin Levent kisvesiyle adlandırılan Gültepe’nin göbeğinde ajanstayım. Bi’ yandan Doğu Karadeniz Harmanı siyah çay içiyorum, bi’ yandan revizyon yapıyorum, bi’ yandan da sol gözümü kör eden İstanbul’un sikko havasına hımınııiiaah diyorum. Sol avuç içlerinizden öpüyorum.

20 Mart 2013 Çarşamba

Çıkamayan Adam - Goat Edition


Bu da bizden: ÇIKAMAYAN ADAM GOAT EDITION

Serhat Bayram & Onur Ünal

18 Şubat 2013 Pazartesi

Şan, şöhret, ALKIŞ!

// İlk ses çıkardı alkış. Tüm eliyle baş parmağı sardı alkış. Nah yaptı alkış. Emekledi alkış. Ağladı alkış. Bi’ de güldü ona da alkış. Tokasını söktü alkış. Pipisini çekti dev alkış. İlk adımı attı alkış. Göt yerde buluştu alkış. Bögü dedi alkış. Gagı dedi alkış. Anne dedi alkış. Baba dedi ona da alkış. Görümce dedi çok alkış. Kayınço deseydi ona da aşırı dev alkış. Yattı alkış. Öptü alkış. Kalktı alkış. Ee, sonra vay efendim günümüz gençliği şan peşinde şöhret peşinde; ünlü olma peşinde. Sen çocuğu doğduğu andan sıçışına, işemesinden sapıtmasına alkışlarsan olacağı bu.

Dünyanın en işlevsel lezzeti, ELMA


Dünyanın en işlevsel lezzeti, ELMA

Akşam yatmadan önce tabağa mutlaka onu koyarız (Elma as himself). Sonra yemek için kabuklarını soyarız; ya da meyveyi daha yiyemeden, vitamini kabuğunda diyen ama işin aslında soymaya üşenen anneden azar yeriz. Kendisi yetmezmiş gibi üzerine şerbetle kaplayıp şekerini elde ederiz, küçük kızları kandırmaya yer ederiz (Elma Şekeri). Kurutup bütün yıl yeriz (Kuru Elma-Kak). Kabuklarını demliğe atarız, tadını alırız (Aroma). Çayını yaparız, turizme büyük katkı sağlarız (Elma Çayı). En güzel şekilli kadın kalçasını ona benzetiriz (Fantazi). Bir şehrimizi komple onunla adlandırırız (Amasya Elması). Sapıyla birlikte sıkar, detoks diye yalandan suyunu içeriz (Elma Suyu). Yani özetle Türkiye’de elmanın başımızın üstünde yeri vardır (Gelin Koçu).

Cihangir'de su kesintisi.

// Cihangir Muhtarı konuştu: “Bu bölge, sürtünme kuvvetiylen kendi ısısını kendisi üretebilen bi’ mahalle. 18 saatlik su kesintisini kınıyoruz. İnsanlar yıkanamayacakları için yatıp uyudu. Mahalle buz kesti. Belediye bunları düşünmeliydi. Üşüyoruz.”

BAŞARILI & KEYİFLİ

// “BAŞARILI!” ve “KEYİFLİ!” kelimelerini, ağzından düşürmeyen tüm hatunlardan bir kızla karşılaşırsanız derhal en yakınızda bulunan bir teflon tavaya ulaşın. Ağzına 3 bilemedin 5 kere teflon tavayla vurun. İmkanlarınız yoksa, kolunuzdaki saatin camlı kısmıyla da ağzına vurabilirsiniz. “BAŞARILI!” ve “KEYİFLİ!” diyen kızlardan hepbirlikte tiksinelim. Lütfen. Duyarlı olun. Gençler uyuşturuldu, aileler perişan.

Oda, oda, hamam, tamam: MİMAR

// Merhaba, konuşurken “S” harflerini kaydıran ve “E” harflerini yuvarlarken “kelime sonlarını “O” harfinde bırakıp uzatan biriyim. Mimar Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde mimarlık eğitimimi tamamladım, yıllarca boğaza karşı baktım da durdum. Üstüne, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde yüksek lisansımı yaptım, Taşkışla ne güzel binaymış diye koştum da vurdum. İçinde İtalyan’dan çok Türk’ün olduğu Politeknikö Di Milenö’da da doktora mı yaptım. Sonrasında “Ay ben bi’ daha Türkiye’de yaşıyamam.” diyerek ülkeme döndüm. Şimdi ne mi yapıyorum? Çeşitli sergilere katılıp, sanat galerilerinde boy gösteriyorum. Amacım sergi gezmek değil, açılışlardaki ucuz Cumartesi şaraplarından 2-3 kadeh kapmak ve midem yakmak. Tanıştığım insanlara “Binalar birbirine atıfta bulunmalı. İnsan ölçekli olmalı. Yaşanmışlık olmalı. Bir bina diğerinin yanında yükseliyorsa ona saygılı durmalı.” cümlelerini sırasını bozmadan patlatıyorum. İlk merhabada “Selam ben mimarım. Işıkta kütlelere şekil veriyorum.” diyorum, parmak uçlarımda duruyorum. İşin özünde “Oda, oda, hamam, tamam.” biliyorum. Göz kapaklarınızdan öpüyorum.

Dünyanın en işlevsel objesi, Gazete


Dünyanın en işlevsel objesi, Gazete

Bakkaldan alırken ekmeği onun arasına koyarız (Çanta). Sonra okuruz. Ya da en azından resimlerine bakarız (Gazete as himself). Ertesi gün olup gazete bayatlayınca, sofraya sereriz (Amerikan servis). Cam sileriz (Bez). Rakımızı sararız (Paket kağıdı). Camları örteriz (Perde). Katlar, sinekleri öldürürüz (Sinek öldürücü). Kendi ölülerimizin üstüne sereriz (Kefen). Yani özetle Türkiye’de gazetenin başımızın üstünde yeri vardır (Şapka).

Fotoğraf: Serhat Bayram

17 Ocak 2013 Perşembe

// Ne düşünürseniz düşünün, vefat etmiş biri hakkında kötü konuşulmaz.



// Ben de duyduğum zaman hakikaten ağzım ıııhvv dudaklarıma ııeev ağzım ıe aşağı düğmüş çünkü müthiş bir insandı. // Bir insanın en önemli sorunlarından Türk insanının bir en önemli sorunlarından biri de ölünün arkasından boş boş konuşanlar. // Beyinleri çalışmayan beş-atmış kişilik elli-atmış kişilik… // Sadece beka ıeh zeka cephesinde azalma vardı o kadar. // Herkesin gündemindeki isim Behmet Ali Dirand, bu akşam da benim konuğum. // Sevgili seyirciler size sıcak bir gelişme aktarmak istiyorum şimdi geldim Türkiye’nin herhangi bir ilçesinde bir çok insanın insanlığı kaçırıldı. // Sevgili seyirciler son dakika gelişmesiyle ilgili bir ieeh son dakika bir son dakkam daha var herhangi biriniz telefon hattımızda… Ama telefon düştü. // Ha bu kadar!? Yani… Sadei.. Beyinden çıkarken öyle mi? Ha, elinden çıkarken. // Fenerbahçe’nin sarı lacivert başkentin Ankara’nın bembeyazlı iiiııe senfonisini Mehmet Okur’un ıeh mavibeyaz moruyla dönecez. Onun için bizden ayrılmayın. Mutlaka 9 dakka sonra buluşuyoruz. // Neyse, gitmeseydin iyiydi. Toprağın bol olsun.